16 Mart 2009 Pazartesi

ERKEK OKUYUCULARA TAVSİYE EDİLİR :))


ICINDEKI KUCUK KIZ....

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters
ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı...



hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler
eski, fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. Bülent o
adam hakkında "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki
benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde
sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

Bülent: Ekmek parası mı istiyorsun?
Diğer adam: Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan
dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

Bülent: Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
Diğer adam: Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur
pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini
anlayamamıştı.


Bülent: Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
Diğer adam: Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

Bülent: Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı
mısın?
Diğer adam: Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum
günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

Bülent: Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
Diğer adam: O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık
evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum
gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.


Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam
karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına
da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu
rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.
Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek,
hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba
söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.



Bülent: Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus
cüzdanından başka bir şey çıkmadı.


Diğer adam: Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne
iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya,
hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.


Bülent: Oturun biraz dertleşelim bari , dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.


Bülent: Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
Diğer adam: Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa
kendi karınlarını doyururlar.

Bülent: Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
Diğer adam: Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

Bülent: Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu!
Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
Diğer adam: Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

Bülent: Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?
Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
Diğer adam: Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

Bülent: Formül dediysem fizik formülü sormuyorum yaw. Bende altı
yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim.
Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

Diğer adam: Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim
karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı
paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki
dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında
hiçbir şey olan.

Bülent: Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden
şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
Diğer adam: Altın tasın, kan kusana faydası yoktur! beyim. Sen
kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu,
hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın,
kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

Bülent: Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
Diğer adam: Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama
ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok
mutlu oluyor.

Bülent: Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
Diğer adam: Küçük kızı severek.

Bülent: Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
Diğer adam: Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç
büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar
çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

Bülent: Nasıl yani ?
Diğer adam: Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir
düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel
olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi
davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal
ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler.
Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük
kızlar. Öyle değil mi?

Bülent: Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin.
Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye
sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş
muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. "Harikasın
prenses gibi olmuşsun" demeliyim.Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

Diğer adam: İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben
elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen,
doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
"bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir
çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu
görmelisiniz.

Bülent: Hiç kavga etmezmisiniz siz?
Diğer adam: Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız.
Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır.
Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

Bülent: Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok
onda.
Diğer adam: Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi
istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız
mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi
bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne
yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar
hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler.
Yumuşak
dokunuşları severler.

Bülent: Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim
bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun
gidiyorum.
Diğer adam: Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek
dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o
küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o
seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu
olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat
arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli
söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.


Bülent: Haklısında ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
Diğer adam: Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve
gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici
mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye
al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına
sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok
param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler
oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her
zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık
alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek
elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık
sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

Diğer adam: Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder.
Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde
ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

Bülent: Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

Bülent: Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta
götürmenin mutluluğuyla, bin
bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin
yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş
su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp
yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

Bülent: Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.


Bülent: Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın bir şekilde bülente bakarak,

İnci: Niye?
Bülent: Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine
gidecek.


dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda
yüzünün ifadesi yumuşamıştı.


Bülent: Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
İnci: Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın.
Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu
beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
diyorsun ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak
gönlümü alamazsın.

Bülent: Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.

Bülent: Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden.
Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik
görünüyordu. İnci hafiften kıkır kıkır gülmeye başladı.

İnci: Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara
katlanabileceksin Gülümseme

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı
küçük kızı gördü. Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye
düşündü.,.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa